Ana Sayfa islami radyo dinle Forum Giriş Ziyaretçi Defteri Sahabeler Arama Semerkand Tv Serhaber.com Evlilik Üzerine Sitemiz islami radyo ilahi dinle islami portal islami bilgiler kuran dinle kuran-ı kerim semerkand tv serhaber sahabeler tarikatlar cemaatler ilahi indir ezgi indir film belgesel indir
Sık Kullanılanlar
Açılış Sayfası Yapın Sık Kullanılanlara Ekleyin E-Mail Yollayın Arkadaşlarınıza Önerin
Esmaül Hüsna
Mü'min : İnanan ve koruyan

[ Sitene Ekle ]
Ana Menü
Ana Sayfa
Forum Giriş
Dualar
Resimler
Unutulan Sünnetler
Multimedia
İlahiler
Menzil ilahileri
Videolar
Sohbetler
Fon Müzikleri
Edebiyat
Şiirler
Güzel Sözler
Makaleler
Fıkralar
Görseller
Dini Filmler
Sırlar Dünyasi
Beşinci Boyut
Yağmurdan Sonra
Görüntülü İlahiler
Yemekler
Tatlılar
Sulu Yemekler
Boacalar
Maklube
Özel Yemekler
Diğer
Esmaül Hüsna
Kuran Meali
Radyo Yardım
Nick Almak
Flatcast Tema
ALLAH (c.c.)

Esmaül Hüsna
ALLAH (c.c.)ün Sıfatları
ALLAH (c.c.)ün Kelamı
 
Üye Giriş
Kullanıcı Adı

Şifre


Üye Olmak İçin Tıkla
Sifre Unutum
İlmihal Bilgileri
- Namaz
- 32 Farz
- 54 Farz
- Nasihatlar
- Namaz Dualari
- Oruc
- Zekat
- Nazar
- Cinler
- Abdest
- Teyemmüm
Mübarek Gün-Gece
Recep Ayı
Regaip Kandili
Miraç Kandili
Şaban Ayı
Ramazan Ayı
Kadir Gecesi
Şevval Ayı
Kurban Bayramı
Muharrem Ayı
Sefer Ayı
Mevlid Kandili
Extra Menu
Mezhep Nedir ?
İtikadi Mezhepler
Fıkhı Mezhepler
Hanefi Mezhebi
Şafi Mezhebi
Maliki Mezhebi
Hanbeli Mezhebi
Cevsen'ül Kebir
Cevsen Nedir ?
Cevsen Türkçe
Cevsen English
Cevsen'ül Kebir Anasayfa
İslam da Kadın
Kadının Sesi Haram mı?
Tarih Boyunca Kadın
Hepsi İlahiask İslamda Kadın Bölümünde
Bu Bölüme Bakmak İçin Buraya Tıklayın
Dua ve Önemi
Yüce Allah, dua ile ilgili olarak Kur'an-i Kerimde söyle buyuruyor: ''Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, duanizi kabul edeyim.''
Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.) ''Dua, ibadettir .'' sözü ile bunu en güzel sekilde ifade etmistir. Sitemizdeki Dua Arşivine Bakmak İçin Buraya Tıklayınız
Dua
Kuran-ı Kerim'den Dua
Efendimizin Dilinden Dua
Dua Hakkında
Duanın Kabulü

Hatim Duası 1
Hatim Duası 2
Hatim Duası 3
Erkek Sahabiler
ABDULLAH iBN MES'UD
BiLÂL-i HABESi
CA'FER B.EBi TALiB
EBU DÜCÂNE
HÂLiD B.VELiD
AMMÂR B.YÂSiR
ENES B.MÂLIK
ZEYD B.SÂBiT
ÜSAME B.ZEYD
Diger Erkek Sahabiler
Halifeler
Hz.Ebubekir (r.a)
Hz.Ömer(r.a)
Hz.Osman(r.a)
Hz.Ali(r.a)
Bayan Sahabiler
Afra Hatun (r.a)
Aişe Binti Sa'd (r.a)
Afra Hatun (r.a)
Cemile Binti Sâbit (r.a)
Esma Binti Amr (r.anhâ)
Esmâ binti Yezid (r.a)
Halime Hatun (r.a)
Hind binti Utbe (r.a)
ve Digerleri
Peygamberimizin Kızları
Fatıma (r.a)
Rukiyye (r.a)
Ümmü Gülsüm (r.a)
Zeynep (r.a)
Hala ve Teyzeleri
Erva binti Abdülmuttalib
Hâlide Binti Esved
Hz.Safiye
Ümmü Haram

ABDULLAH İBN MES'UD

(?- 32/652-653)

İlk müslümanlardan, muhaddis,* fakîh ve müfessir* sahâbî.

Adı Abdullah, künyesi Abdurrahman'dır. Babası Mes'ud, annesinin adı Ümm-i Abd'dir. Babası hakkında fazla bir bilgi yoktur. Onun, Zühreoğullarından Abd b. Hâris'in müttefiki olduğu bilinmektedir.

Abdullah, Mekke'nin fakîh âilelerinden birine mensuptu. Gençliğinde Ukbe b. Ebi Muayt'ın koyunlarını güderek çobanlık yapmıştır. Abdullah b. Mes'ud Hz. Peygamber ile ilk tanışması ve karşılaşmasını şöyle anlatır: Ben Ukbe b. Ebi Muayt'ın koyunlarını güdüyordum. Bir gün Rasûlullah (s.a.s.) ve Hz. Ebu Bekir (r.a.) yanımdan geçiyorlardı. Rasûlullah bana sütümün olup olmadığını sordu. Ben de ona çoban olduğumu ve bu koyunların emânet olduklarını söyledim. Bunun üzerine Rasûlullah: "Yavrulamamış ve süt vermeyen bir koyunun var mı? Bana gösterir misin?" dedi. Ben de koç yüzü görmemiş bir koyun yanaştırdım. Rasûlullah koyunun memesini tutup sağmaya başladı. Gerçekten yavrulamamış ve sütü olmayan bu koyundan süt sağıp Ebu Bekir'e verdi. Hz. Ebu Bekir içti; sonra kabı Rasûlullah alıp o da içtikten sonra koyunu saldı. " (İbn Sa'd, Tabakat, 111, 150-151)

İşte İbn Mes'ud o günden sonra Hz. Peygamberin yanından ayrılmadı.

İslâm'ı kabul edenlerin altıncısıdır. O müslüman olduğu zaman Peygamberimiz (s.a.s.) henüz Erkam'ın evine taşınmamıştı.

İslâm'ı kabul ettikten sonra hep Kur'ân-ı Kerim ezberlemiştir. Kendi ifâdesiyle hıfzettiği yetmiş sûreyi Hz. Peygamber (s.a.s.)'in huzurunda okumuştur. Sahâbeler arasında hiç kimse bu konuda kendisiyle rekabete girişememiş, daha sonra Abdullah Kur'an'ın tamamını ezberlemiştir.

İbn Mes'ud, müslüman olduğu sıralarda müslümanlar Hz. Peygamber ile açıktan açığa ibâdet edemiyor, istedikleri yerde yüksek sesle Kur'an okuyamıyorlardı. Müslümanların böyle bir hareketi, müşriklerin bütün câhilî duygularını kabartır, onları müslümanlara karşı şiddetli ve canice saldırılarda bulunmaya sürüklerdi. Bunun içindir ki müslümanlar, bu gibi tehlikelerden sakınmak isterler, müşrikleri aleyhlerinde harekete teşvik ve tahrik edecek hareketlerden kaçınırlardı. İşte bu zor günlerde Abdullah İbn Mes'ud, Kâbe'de Kur'ân okumak istemişti. Hz. Peygamber ve Ashâbı bunun tehlikeli bir hareket olduğunu, özellikle Mekke'de kendisini himaye edecek büyük bir âilenin bulunmadığını, müşriklerin ona karşı pervasızca hareket ederek kendisini işkenceye uğratacaklarını söylemişler, fakat İbn Mes'ud'un iman coşkunluğu bütün bunları geçmiş: "Beni, onların şerrinden Allah korur!" diyerek kalkmış ve Kâbe'ye gitmişti.

Bu sırada Kureyş müşriklerinin büyükleri toplanmış, Harem'de bir meseleyi görüşüyorlardı. Onlar konuşurlarken, yüksek ve güzel bir ses besmele çekmiş ve Kur'ân-ı Kerîm'den Rahman sûresini okumaya başlamıştı. Herkes hayret etmiş ve bu cesur adamın kim olduğunu öğrenmek üzere ona yöneldiklerinde İbn Mes'ud olduğunu görmüşlerdi. Kureyş'liler kızmış, bu hareketi en şiddetli cezalarla karşılamak istemişlerdi. İbn Mes'ud'u kızgın kumlara yatırıp İslâm'ı terketmeye davet ettiler. Fakat İbn Mes'ud, bu ezalara zerre kadar önem vermedi. Müşrikler de işkencelerinin bir fayda vermeyeceğini anlayarak onu bıraktılar .

Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) Kureyşliler'in bu haince hareketleri yüzünden hastalandı ama içinde yanan iman ateşi zerre kadar sönmemiş, mâneviyatı asla sarsılmamıştı. İbn Mes'ud, ilk fırsatta aynı hareketi tekrarlamış; yine Kureyşliler'in toplandıkları yerlerde Allah kelâmını en yüksek sesle okuyup Hz. Peygamber'den sonra ilk kez Kâbe'de Kur'ân okuyarak müşriklere İslâm mesajını tebliğ etmişti. (İbnü 'I-Esîr, Üsdü '1-Gâbe, I I I, 256-257).

Abdullah ibn. Mes'ud'un bu imanı ve cesareti müşriklerin ona büyük düşman kesilmesine neden olmuştu. Kureyş'in bu tutumu karşısında İbn Mes'ud (r.a.) Mekke'yi terketmeye ve hicrete mecbur kaldı ve Habeşistan'a gitmek üzere çöllere düştü. Daha sonra Habeşistan'dan Medine'ye hicret ederek Muaz b. Cebel'e misâfir oldu.

Rasûlullah Medine'ye gelince, ona bir yer göstererek Medine'de yerleşmesini sağlamıştı.

İbn Mes'ud, bütün büyük savaşlara katılmış ve hepsinde de önemli fedâkârlıklar göstermiştir. Bedir savaşında, Ensâr'dan iki genç, İbn Mes'ud'a gelerek, kendilerine Ebu Cehil'i göstermesini istemiş, sonra da küfür ordusunun başını temizlemişlerdi.

İbn Mes'ud (r.a.) Uhud, Hendek, Hudeybiye, Hayber gazveleriyle Mekke'nin fethinde Rasûlullah ile birlikte bulundu. Huneyn gazvesindeki bozgun esnasında Rasûlullah'ın yanından hiç ayrılmadı. Rasûlullah onun bu fedâkârlığını takdir buyurmuştu. Abdullah İbn Mes'ud, her gazada, Allah yolunda şehîd olmak gayreti ile savaşan sahâbîlerdendi. Ondaki iman kuvveti, onu daima ileriye atıyor, ancak müslümanların zaferi ve müşriklerin yenilgisi gerçekleştikten sonra rahat ediyordu. Hz. Peygamber'in vefatından sonra kısa bir müddet, inzivaya çekildi. Fakat Ömer devrinde yeni fetihlere başlandığı zaman heyecanı yeniden uyanan İbn Mes'ud, cihad için Suriye cephesine gitti.

Hz. Ömer, hicrî yirminci yılda İbn Mes'ud'u, Kûfe kadılığına tayin etti. Kadılık görevinin yanı sıra Beytülmâl*'in muhafazası ile ilgilenecek, öte yandan halkın dinî eğitimine de önem verecekti. Hz. Ömer bununla ilgili olarak Kûfe halkına gönderdiği mektupta şöyle diyordu:

"Size Ammâr b. Yâsir'i Emir, İbn Mes'ud'u da öğretici olarak gönderiyorum. Beytü'l-mâl'ınıza da İbn Mes'ud'u tayin ettim. Bunların her ikisi de Bedir ehlindendirler. Onları dinleyin ve onlara itaat ediniz. İbn Mes'ud'u yanımda alıkoymak istiyordum ama sizi kendime tercih ettim."

İbn Mes'ud (r.a.), üzerine aldığı bu görevi son derece liyakat ve ehliyet ile yerine getirdi. Kûfe, mahsullerinin çokluk ve çeşitliliği, gelirinin genişliğiyle tanınmış bir merkezdi. Onun için buranın 'beytü'l-mâl'i önemliydi . Çünkü burası, binlerce Mücahidin tahsisâtını karşılıyordu. Horasan, Türkistan ve bunlara benzer diğer yerlerde, cihada katılan müslümanlar en uzak cephelerde çarpışan ordular, buradan teçhiz ediliyordu. Bu durum, İbn Mes'ud tarafından yürütülen vazifenin ne kadar zor olduğunu göstermeye yeterlidir. İbn Mes'ud'un bu kadar mühim bir işi üstlenmesi onun ne kadar hünerli biri olduğunu gösterir.

Abdullah İbn Mes'ud, aynı zamanda son derece zâhid ve müttakî idi. Dünyevî hiçbir zevk onu çekememişti. Bundan dolayı onun emin eline verilen bütün vazifeleri en yüksek doğrulukla yerine getirir; beytü'l-mâl'in her şeyini korur ve her şeyi ancak yerine, ehil ve hakkı olana verirdi. Bu hususta o kadar itina ederdi ki: Bir defasında Sa'd b. Ebi Vakkas ile arasında bir ihtilaf oldu. Sa'd, beytü'lmâl'den bir miktar borç para almış, ödeme zamanı geldiğinde borcunu ödemediğini görünce, ona ağır sözler söylemiş ve kalbini kırmıştı.

İbn Mes'ud altmış yaşındayken hastalandı. Bir gece rüyasında Rasûlullah'ı gördü. Hz. Peygamber onu davet ediyordu.

İbn Mes'ud'un vefatı yaklaştığı zaman Hz. Zübeyr ile oğlu Abdullah yanına gelmişlerdi. Hicrî otuzikinci yılda vefat etti. Onu Hz. Zübeyr ve oğlu teçhiz ve tekfin ettiler. Sahih rivâyetlere göre cenaze namazını bizzat Hz. Osman kıldırdı. Hz. Osman b. Mazun ise onu kabrine indirdi.

İbn Mes'ud, İslâm'a girdiği günlerden beri ilimle uğraşmakla kendini göstermişti. Rasûlullah ondaki bu ilgi ve şevki sezerek: "Sen, muallim olacak bir gençsin" buyurmuşlardı. Gerçekten İbn Mes'ud her ânını ilim tahsili ile geçirmiş, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in deniz gibi ilminden yararlanmak için fırsatı ganimet bilmişti.

İbn Mes'ud, Rasûlullah'ın en özel, en mahrem dostlarından ve adamlarındandı. O, Rasûlullah'a hizmetle övünürdü. Bazen Rasûlullah'ın misvakını taşır, takdim ederdi. Bazen âsasını getirirdi. Buna benzer birçok özel hizmetlerini yapardı. Ayrıca o, Rasûlullah'ın sırdaşlarındandı. Rasûlullah'ın o kadar yakınlarındandı ki, meclisine izinsiz girer, onunla konuşur, emirlerini dinler ve bütün arzularını yerine getirirdi. (İbn Sa'd, Tabakat, 111, 153).

İbn Mes'ud, ilâhî vahyi, bizzat onu alan ve telâffuz eden Hz. Peygamber' den öğrenmiştir. Bunun içindir ki o, Kur'an'ı en iyi bilen, en mükemmel ezberleyen zatlardandı. Herkes onun bu husustaki bilgisini ve kabiliyetini takdir ederdi; ashâb'ın hepsi, onun Kur'ân'a olan vukûfiyetini ve bundaki üstünlüğünü kabul ederlerdi. (Buhâri, Fadâilu Ashâbi'n-Nebi, 37).

Ebu Ahves der ki: "Bir gün Ebu Musa'l-Eş'âri'nin evinde bulunuyorduk. Orada ibn Mes'ud'un arkadaşlarından bazı zatlar vardı. Mushaf'a bakıyorlardı. Abdullah kalkarak, İbn Mes'ud hakkında şunları söyledi: "Rasûlullah'ın ilâhî vahyi İbn Mes'ud'dan daha iyi tanıyan birini bırakmadığı kanaatindeyim." Ebu Musa bu sözleri dinledikten sonra: "Biz bulunmadığımız zaman o, Rasûlullah'ı görür, biz kabul olunmadığımızda o, huzura kabul olunurdu" dedi.

Amr b. As'ın oğlu Abdullah'ın meclisine devam eden Mesruk der ki: Abdullah b. Amr'a gider, konuşurduk. Bir gün Abdullah İbn Mes'ud'dan söz açıldı. Abdullah dedi ki: 'Öyle bir adamdan bahsediyorsunuz ki, onu çok seviyorum, seveceğim de. Çünkü Rasûlullah onun hakkında şöyle buyurmuştu: "Kur'an'ı dört kişiden öğreniniz: ibn Mes'ud'dan, Muaz b. Cebel, Übey b. Kaab ve Ebu Huzeyfe'nin mevlâ'sı Sâlim'den." Rasûlullah bu açıklamasına İbn Mes'ud ile başlamıştı . " (Buhârî, Fezâilü'l Kur'ân, 8)

İbn Mes'ud, Kur'an'ın yayılmasına, onu, Rasûlullah'dan aldığı şekilde öğretmeye çalışırdı. Öte yandan tefsir ilminde de mühim hizmetleri olmuştu. İbn Mes'ud der ki: "Habeşistan'a hicret etmeden önce, Mekke'de bulunduğumuz sırada, Rasûlullah'a, namaz kılarlarken selâm verirdik, o da selâmımızı alırdı. Habeşistan'dan dönüşümüzde yine aynı şekilde namaz kılarlarken selâm verdik, selâmımızı almadı. Namazını bitirdikten sonra Rasûlullah'a sebebini sordum: "Cenâbı Hak, namazda konuşmayı yasakladı", buyurdular. (İbn Hanbel, Müsned, 1, 377).

Yine İbn Mes'ud anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.s.)'e şöyle soruldu: "En büyük günah şunlardan hangisidir? Allah'a ortak koşmak, kendi çocuğunu öldürmek, komşunun karısı ile zina etmek. " O zaman Rasûlullah'a şu âyet-i kerime indi: "Onlar ki Allah ile beraber başka bir ilâha ibadet etmezler, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina yapmazlar. Her kim de bunları yaparsa kıyâmet günü ağır cezaya çarptırılır. " (el-Furkan, 25/67).

İbn Mes'ud kendi re'yi ile Kur'ân'ı tefsir etme hususunda son derece ihtiyatla hareket ederdi. Kendisi bunu izah ederek der ki: "Mescitteydim. Orada Kur'ân'ı kendi re'yiyle tefsir eden bir adamı gördüm ve hemen oradan ayrıldım. Bu adam: "Göğün açık bir duman ile geleceği günü bekle, o insanları sarar, bu, acıklı bir azaptır." (ed-Duhan, 44/10), âyetini tefsir ederken, kıyâmet gününde herkesin nefesini tıkayacak ve onları nezleye uğratacak bir dumandan söz ediyordu. Hâlbuki bir insanın bilmediği bir şey için Allah bilir, demesi, onun ilmine delâlet eder. Bu âyet-i kerime ise Kureyş'in Rasûlullah'a karşı son derece şiddetli davrandıkları zamanlarda inmişti.

İbn Mes'ud, Kur'an-ı Kerim'i bizzat Rasûlullah'dan öğrenenlerdendi. Onun için kıraatinde başka bir mükemmellik vardı. Rasûlullah onun kıraatinden bahseder ve onu överdi. Bir gün Mescidte İbn Mes'ud, güzel sesle Nisâ sûresini okuyordu. Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Ebu Bekir ve Ömer ile birlikte mescide gelmiş ve onu zevkle dinledikten sonra şöyle demişlerdi: "İbn Mes'ud! ne dilersen dile nâil olursun!"

Ebu Bekir'den sonra Hz. Ömer gelmiş ve Rasûlullah'dan duyduklarını İbn Mes'ud'a müjdelemek istemişti. İbn Mes'ud ona: "Ebu Bekir seni geçti" demişti. Hz. Ömer de: "Allah Ebu Bekir'den razı olsun, onun daha önce sana geldiğinden haberim yoktu" demişti (İbn Hanbel, Müsned, 1, 454)

Gerçekten İbn Mes'ud'un kıraati son derece güzeldi. Rasûlullah, Kur'an'ı ona talim ettikten sonra, sesinden dinlemek isterdi. İbn Mes'ud, bir gün Rasûlullah'a: "Biz Kur'an'ı sizden okuduk, sizden öğrenmedik mi?" demiş, Rasûlullah da şöyle buyurmuştu: "Evet ama ben Kur'an'ı başkalarından dinlemek isterim."

İbn Mes'ud diyor ki: "Bir gün Rasûlullah'ın huzurunda Nisâ sûresinden bir bölüm okuyordum. "Her ümmetten bir şâhid getirdiğimiz, seni de onların üzerine şâhid getirdiğimiz vakit, bakalım onların hali nice olacak?" (en-Nisâ, 4/41). Âyeti kerimesine geldiğim zaman, Rasûlullah'ın gözleri yaşarmıştı ."

İbn Mes'ud, Rasûlullah'a yakınlığı dolayısıyla son derece geniş bilgiye sahipti. "Onun, o devre ait bilmediği yoktu" dersek mübalâğa etmiş olmayız. Bununla beraber o, asr-ı saâdet'e ait rivâyetlerde son derece ihtiyatlı davranırdı. Amr b. Meymun şöyle der: "Abdullah ile tam bir yıl kaldım. Bu müddet içinde onun 'Rasûlullah buyurdu' dediğini duymadım. Şâyet böyle bir söze başlarsa bütün vücudu ürperir ve alnından terler akardı." (İbn Sa'd, Tabakat, 111, 156).

İbn Mes'ud'un talebelerine olan en büyük nasihati ve vasiyeti; Rasûlullah'ın hadislerini rivâyet ederken son derece dikkatli olmalarıydı. O, talebelerine derdi ki: "Rasûlullah'dan bir söz naklettiniz mi, o sözün nübüvvet ve risâlet şanına en lâyık, ümmetinin hidâyetine en faydalı ve takvâya en uygun olanını gözetiniz." (İbn Hanbel, Müsned, I, 385).

İbn Mes'ud'un, çok ihtiyatlı davranmasına ve talebelerine de hadis rivâyeti konusunda sıkı sıkı tembihlerde bulunmasına rağmen, ondan çok hadis rivâyet edilmiştir. Üstelik o, çok rivâyetiyle tanınan Muksirun* sahâbîlerden biridir. Buna rağmen İbn Mes'ud, mutlak hadis rivâyet etmez, onun rivâyetleri çoğunlukla Rasûlullah'dan öğrendiği farzları açıklayan ve dini emirlerin kolayca anlaşılmasına yardımcı olan talimatlardır. Sahih hadis kitapları ve müsnedlerde ondan rivâyet edilen hadislerin toplamı sekizyüzkırksekizdir. Bunların altmışdördünü Buhârî ve Müslim müştereken rivâyet ederler. Ayrıca yirmibirini Buhârî, otuzsekizini Müslim nakletmiştir. Böylece Buhârî, İbn Mes'ud'dan toplam seksen beş, Müslim, toplam doksandokuz hadis rivâyet etmişlerdir.

İbn Mes'ud, fıkıh ilminin kurucularından olan fakîh sahâbilerden biridir. O, özellikle Hanefi fıkhının temel taşıdır. Önce de belirttiğimiz gibi, o, bütün Kûfe eyaletinin kadısıydı. Onun içindir ki İbn Mes'ud, halka, fıkıh meselelerini ve içtihadlarını öğretir, bütün mürâacatlarını cevaplar ve problemlerini hâllederdi. Irak kıtasının bütün âlimleri, İbn Mes'ud'u rehber tanırlardı. Çünkü fıkıhta en çok istifâde ettikleri zat oydu. Hz. İbn Mes'ud'un başlıca talebelerinden olan Alkame b. Kays ile Esved b. Yezid, özellikle fıkıh ilmindeki derinlikleriyle şöhret kazanmışlardı. Bunlardan sonra İbrahim enNahàî, Kûfe fikhına genişlik vermiş ve Irak fakîhi ünvanını almıştı. İbrahim en-Nahâî'nin bütün dayanağı İbn Mes'ud'un içtihadlarıydı. İbn Mes'ud'un bu ilim hazinesi, en-Nahâî'den, Hammâd b. Süleyman'a intikâl etmiş, ondanda İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'ye geçmişti. İmâm-ı A'zam bunları genişletmiş, ilim ve ictihadıyla yaymıştı. Böylece İslâm âleminin önemli bir bölümü, bunların ilminden yararlanmıştır.

Abdullah İbn Mes'ud, kıyas ile muasırlarının birçok problemlerini çözmüş, bu kaidenin yerleşmesinde son derece büyük hizmetlerde bulunmuş ve böylece usul-u fıkıh ilminin ortaya çıkmasına, istinbat melekesinin kuvvetlenmesine büyük katkılarda bulunmuştur.

İbn Mes'ud, bu suretle kıyas'ın en önemli esaslarını tesbit etmiştir.

İbn Mes'ud'un bu önemli fıkhî görüş ve içtihadları Mısırlı âlim Muhammed Ravvâs Kal'aci tarafından "Mevsû'atu Fıkhî Abdullah İbn Mes'ud " (Abdullah ibn Mes'ud'un Fıkhî Ansiklopedisi, Kahire 1984) adıyla toplanmış ve ilim hayatına kazandırılmıştır.

Hz. İbn Mes'ud'un muasırları ondan birçok meselelerde faydalanmışlardır. İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî; "Ashâb içinde fıkıh meselelerinde derinlik sahibi olanlar Hz. Ali, Ubey b. Ka'b, Ebu Musa el-Eş'ari, Hz. Ömer, Zeyd b. Sabit ve Abdullah İbn Mes'ud'tur" der. İmam Sa'bi: "Hz. Ömer, Zeyd b. Sabit ve Abdullah ibn Mes'ud'un bütün ümmetin ufkunu açan fıkhî meseleleri çözdüklerini ifâde eder. Zamanımın bütün âlimleri Abdullah İbn Mes'ud'u büyük fakih bilirlerdi. Hz. Ömer onu gördükçe güler: "Bu, ilimle dolu bir zattır." derdi.

İbn Abbas da, İbn Mes'ud hakkında şöyle der: "Kur'ân'ın en büyük tercümanıdır."

İbn Mes'ud'un ileri gelen talebelerinden biri Alkame b. Kays idi. Alkame, dimağının tazeliği, malûmatının genişliği ile seçkindi. İbn Mes'ud, onun kendisinden daha çok malûmatlı olduğunu söylerdi:

İbn Mes'ud, Kûfe'de bütün talebelerine Kur'ân'ı Kerim, hadîs ve fıkıh okuturdu. Dersine devam edenler büyük bir halka oluştururlardı. Ondan ders okuyanlar arasında büyük şöhret kazananlar da vardı. Alkame, Meşruk, Esved, Abîde, Kâdı Şüreyh, Ebu Vâil bunlar arasındadırlar. Her biri büyük bir âlim olan bunlar arasında özellikle Alkame, daima İbn Mes'ud'u hatırlatan bir simâ olmuştu. İbn Mes'ud yola çıktığı zaman talebelerinin çoğu onunla beraber hareket ederler ve ona yoldaş olurlardı.

Bir gün Habbâb b. Eret, İbn Mes'ud'un son derece geniş olan ders halkasına gelmiş, oraya devam eden gençlerin çokluğundan memnun olmuş ve İbn Mes'ud'a en liyakatli talebesini sormuştu. İbn Mes'ud da Alkame'yi göstermişti. Hz. Habbab, Alkame ile görüşmüş ve onun malûmatının genişliğinden çok derin bir zevk duymuştu.

İbn Mes'ud'un talebeleri, kendisini derin bir iştiyakla dinlerler ve derslerini aşk ve şevkle alırlardı. Başlıca talebelerinden olan Şakik der ki: "Mescitte İbn Mes'ud'u bekler, onun derse çıkması için yolunu gözetlerdik. Bir gün biz böyle bekleşirken Yezid b. Muaviye en-Nehai gelmiş ve bize: 'Dilerseniz evine gidip bakayım, evdeyse alıp getirmeye çalışayım' demiş ve gitmişti. İbn Mes'ud gelmiş, bize: 'Ben sizi bıktırmamak için gelmedim. Rasûlullah bize vaazlarını fasıla ile verirdi. Çünkü bıkkınlığa uğramamızı istemezdi.' demişti."

İbn Mes'ud, sünnet-i seniyye'ye uygun bir ahlâk sahibiydi. O, ahlâk ve yaşayış tarzını bizzat Rasûlullah'dan öğrenmişti. Çünkü o, Rasûlullah'ın en yakın dostlarındandı. Her zaman Rasûlullah'ın yanına girer, hizmetlerini görür, ayakkabılarını çevirir, önünde yürür, yıkanacağı zaman perde tutar önünde siper olurdu. Rasûlullah ona, kayıtsız şartsız bir müsaade vermişti. İbn Mes'ud'a: "Her zaman yanıma girebilirsin, ancak benim mani olacağım zamanlar hariç" derdi. (İbn Sa'd, Tabakat, 111, 153-154). Bunun içindir ki onun, Rasûlullah'ı yegâne uyulacak insan bilmesi, onun her hâliyle hâllenmesi kadar tabii bir şey olamaz. İbn Mes'ud, Kûfe'den ayrıldığı hâlde ünü orada uzun zaman yaşamış; herkes onun ilim ve irfanının yanı sıra takvasını, iffetini, güzel huyluluğunu, kalbinin rikkatini ve övgüye değer ahlâkını anmaya devam etmişti. Hz. Ali, Kûfe'ye gittiği zaman İbn Mes'ud'un övgüye değer vasıflarla anıldığını duyduktan sonra onun Kur'ân'ı Kerim'e vukûfunu, helâli helâl, haramı haram tanıdığını, dinde fakih ve sünnette âlim olduğunu ilâve etmişti.

Abdullah İbn Mes'ud, Ebu Umeyr adında bir dostunu ziyaret etmek üzere çıkmış, fakat evinde bulamayarak âilesine selâm göndermiş ve kendisine bir miktar su verilmesini rica etmişti. Evin hanımı, hizmetçisini komşuya göndererek su istetmişti. Hizmetçi geciktiği için hanım ona lânet okumuştu. İbn Mes'ud hanımın hizmetçiye lânet okuduğunu duymuş ve evden çıkmıştı. Çıkarken dostu Ebu Umeyr ile karşılaşmıştı. Ebu Umeyr "Ya Ebu Abdurrahman! Sen kendisinden kadınların kıskanılacağı bir adam değilsin, niçin kardeşinin hanımına selâm vererek içerde oturmadın ve su içmedin?" demişti. İbn Mes'ud'un cevabı: "Öyle yaptım fakat zevceniz ya su bulunmadığı veyahut evdeki su kâfi gelmediği için hizmetçiyi komşuya gönderdi, hizmetçi geç kaldığı için de ona lânet okudu. Hâlbuki ben Rasûlullah'dan şu sözleri duydum: "Lânet kime gönderilmişse ona gider, ona kazılmak ister. Şayet buna bir yol bulamazsa: Ya Rabbi, beni falana gönderdiler, kalktım gittim, ona hulûl için bir yol bulamadım! Şimdi ne yapayım? der. Cenab-ı Hak da ona: Nereden geldinse oraya dön der. " Onun içindir ki, hizmetçinin bir mazereti olabileceğini düşündüm ve lânetin geri dönmesinden korktum. Buna sebep olmak istemedim."

Bir defasında adamın biri vefat etmiş ve hiçbir hayrı olmadığı söylenmişti. İbn Mes'ud, bunu duyar duymaz, elinde bulunanları sadaka olarak vermişti. Rasûlullah'ın Ashâb'ından birçokları, onun sünnetine yapışmakla büyük bir şerefe kavuştular. Fakat Abdullah İbn Mes'ud, hiçbir zaman dünyayı istemedi. O hep ahireti gözetirdi. Hz. İbn Mes'ud, son derece misafirperverdi. Kûfe'de ikâmet ettiği sırada evi hiç misafirsiz kalmazdı.

İbn Mes'ud, namazlarını vaktinde kılmaya o kadar riayet eder ki, bir kere Vali Velid b. Ukbe, Kûfe mescidinde halkı bir süre bekletmişti. İbn Mes'ud hemen kalkarak, halka namazı kıldırmıştı. Vali, buna üzülerek, niçin böyle yaptığını sormuş ve "Mü'min'lerin emirinden bir buyruk mu aldın? Yoksa bir bid'at mı icat ettin?" demişti. İbn Mes'ud, ona şu cevabı vermişti: "Ben, mü'minlerin emirinden bir buyruk almadığım gibi, bir bid'at de icat etmedim. Fakat senin bir işin vardır, diye bizim de namazımızı geciktirmene Allah razı olmaz."

İbn Mes'ud, Ramazan'dan başka çoğu günler oruç tutar, Aşûre* günlerini de oruçlu geçirirdi. Abdurrahman b. Yezid der ki: "İbn Mes'ud, günlerinin çoğunu oruçlu geçirirdi. Oruca ve namaza devamdan ayrıca bir zevk alırdı. İbn Mes'ud, son derece külfetsiz bir hayat sürer, gayet basit yemeklerle beslenir, külfetsizliği ve sadeliği hayatının düstûru bilirdi. Talebesi Alkame, bu hususta İbn Mes'ud'un harfiyen Rasûlullah'a uyduğunu söyler. İbn Mes'ud; senelerce beytü'lmâl* idare etmiş, bir gün, bir dakika da olsa adalet ve insaftan ayrılmamıştır.

Ahmed AĞIRAKÇA

Gelişmiş Forum Başlıkları Bulutu
Risalei Nurdan Güzel Bir Dua..., 9-8-7-6-5-4-3-2-1-0, Hasan dursun ASKIN İLE AŞIKLAR, 31/07/08 Hadis, Ölümü Anmayı Kalbe Yerleştirmenin Yolu ..., {{{ Ş }}}, Dikkat!!! Nasil zengin olunur!!!, Ey şefkat ve merhamet peygamberi!, Yunus Suresi 92 Ayet, Kişide bulunması gereken güzel ahlaklar nelerdir?, Ey sevgili,En sevgili, Atam İzindeyiz.., İmamı gazali h.z nasihatler, Koparma Tellerimi Bir Bir Ayırıp Senden..., Filistin 2010 Full Album indir, Manalı Sözler, Peygamberimizin Cinsel Öğretimi, Allah(c.c.)a Ismarladık İstanbul..., Oruç Eller.., 6.Mektub, Dua Ediyorum Filistin için, Allah ın Rahmeti Hepinizin Üzerine Olsun, 69yasında hafız oldu fatma nıne, (OYUN) DIKKATINIZI CEKEN ILK ÜYE, HZ.Alideninsanlık adına muhteşem sözler, Tebessum etmek sadakadir :), mevlit kandili, ilahiask Çocuk Bölümü, Ölümü Hatırlamak, Bediüzzaman'ın Dua Listesi, SoulSmasher
Yeni Eklenen ilahiler

ilahi sayısı =[108]
DÜN GECE
SULTANIM SENİ
Al Beni Yanına
gel kardeşim
güllerin efendisi
YÜZÜNUR KENDİSİ NUR
Selam Söylenn
Hos Seda
islami Belgeseller
Nakşibendi Hz.
Abdulkadir-i Geylani
Muhammed Raşit Hz
Hz.Ebubekir
Abdulhakim Arvasi Hz.
Mevlana Hz.
Veysel Karani Hz.
İmamı Rabbani
Somuncu Baba
İstiklal Marşı
İmam-ı Gazali
Eyyüb El Ensari
Behaeddin-i Buhari
Muhammed Üfdade
Süleyman Hilmi Tunahan
Altın Silsile
Mektubat-ı Rabbani
Ahmed Ziyauddin
Mekke ve Medine
İmam-ı Azam
İmam-ı Şafii
Behaeddin-i Buhari
Aziz Mahmud Hüdayi
B.Said Nursi
Ahmed Bedevi Hz
Devamı Eklenecek
Hizmetlerimiz
Namaz için Sayfamız
Evliyalar Tarihi Sayfası
Dua Sayfamız
Esmaül Hüsna Sayfası
Kuran-ı Kerim Sayfamız
Efendimiz İçin Sayfamız
Sahabeler Sayfası
Mektubat-ı Rabbani
Bayan Sahabeler
Tesettür Sayfası
Cevşenü´l-Kebir
Şeytan Hakkında
Cennet-Cehennem
Nikahla ilgi Sayfamız
Merakli Konular Sayfası
Osmanlı Padisahları
Zekat Konuları
Serhaber.com
Anket
Nafile Namaz Kılıyor Musunuz?

Evet

Hayır

Boş Kaldığım Vakitlerde

Aklıma Geldikce

Unutuyorum

Oy Verebilmek İçin Üye Olmalısınız Yada Üye Girisi Yapmalsınız.
Esmaül Hüsna

"O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Haşr-24)"


ALLAH
(Uluhiyete mahsus sıfatların hepsini kendinde toplayan İsm-i Azam)


RAHMÂN
(Bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih eden)


RAHÎM
(Çok merhamet eden, nimet veren)


MELİK
(Bütün kainatın tek sahibi ve mutlak hükümdarı)


KUDDÛS
(Hatadan, gafletten ve her eksiklikten münezzeh)


SELÂM
(Esenlik veren, kullarını selamete çıkaran)


MÜ'MİN
(Gönüllere iman ışığını veren, vaadine güvenilen)


MÜHEYMİN
(Kainatın bütün işlerini gözetip yöneten)


AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)


CEBBÂR
(İradesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan)


MÜTEKEBBİR
(Her şeyde büyüklüğünü gösteren)


HÂLIK
(Büyün mevcudatı takdirine uygun şekilde yaratan)


BÂRİ'
(Bir model olmaksızın canlıları yaratan)


MUSAVVİR
(Her şeye şekil ve özellik veren)


GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahları bağışlayan)


KAHHÂR
(Her şeye her istediğini yapacak şekilde galip ve hakim)


VEHHÂB
(Karşılık beklemeden bol bol veren)


REZZÂK
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren)


FETTÂH
(Zorlukları kolaylaştıran ve iyilik kapılarını açan)


ALÎM
(Herşeyi çok iyi bilen)


KÂBID
(Rızkı tutan, canlıların ruhunu alan)


BÂSIT
(Rızkı genişleten, ruhları bedenlerine yayan)


HÂFID
(Alçaltan, zillete düşüren)


RÂFİ'
(Yukarı kaldıran, yükselten)


MUİZ
(Yücelten, izzet ve şeref veren)


MÜZİL
(Alçaltan, zillet veren)


SEMİ'
(Her şeyi işiten)


BASÎR
(Her şeyi gören)


HAKEM
(Son hükmü veren)


ADL
(Mutlak adalet sahibi, çok adaletli)


LATÎF
(Yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan)


HABÎR
(Her şeyin iç yüzünden haberdar olan)


HALÎM
(Acele ile ve kızgınlıkla muamele etmeyen)


AZÎM
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)


GAFÛR
(Bütün günahları bağışlayan)


ŞEKÛR
(Az iyiliğe çok mükafat veren)


ALÎ
(İzzet, şeref ve hükümranlik bakımından en yüce, aşkın)


KEBÎR
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)


HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)


MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)


HASÎB
(Kullarının her yaptığını bilen, onları hesaba çeken)


CELÎL
(Azamet sahibi)


KERÎM
(Lütuf ve keremi çok bol ve çok geniş)


RAKÎB
(Büyün varlığı gözetleyip, kontrol eden)


MÜCÎB
(Dualara karşılık veren)


VÂSİ'
(İlmi ve merhameti herşeyi kuşatan)


HAKÎM
(Bütün emirleri ve işleri hikmetli olan)


VEDÛD
(Kullarını çok seven, sevilmeye gerçekten layık olan)


MECÎD
(Şanı büyük ve yüksek)


BÂİS
(Ölümden sonra dirilten)


ŞEHÎD
(Bütün zamanlarda ve her yerde, hazır ve nazır)


HAK
(Varlığı hiç değişmeden duran)


VEKÎL
(Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran)


KAVÎ
(Gücü bizzat kendinden olan, kudretli)


METÎN
(Her şeye gücü yeten, güçlü)


VELÎ
(Sevdiği kullarının dostu)


HAMÎD
(Ancak kendisine hamdedilen, övülmeye layık)


MUHSÎ
(Her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen)


MÜBDİ'
(İlkin yaratan)


MUÎD
(Tekrar yaratan)


MUHYÎ
(Hayat veren)


MÜMÎT
(Ölümü yaratan)


HAY
(Ebedi hayatta diri)


KAYYÛM
(Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kainatı idare eden)


VÂCİD
(Dilediğini dilediği zaman bulan, müstağni)


MÂCİD
(Şanı büyük ve yüksek)


VÂHİD
(Sıfatlarında, özelliklerinde tek ve biricik olan)


SAMED
(Tüm ihtiyaçların, niyetlerin, övgülerin, yakarışların yöneldiği eşsiz kudret) 


KÂDİR
(Her şeye gücü yeten, kudretli)


MUKTEDİR
(Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunan)


MUKADDİM
(İstediğini öne alan)


MUAHHİR
(İstediğini geriye bırakan)


EVVEL
(Varlığının başlangıcı olmayan, ilk)


ÂHİR
(Varlığının sonu olmayan, son)


ZÂHİR
(Her şeyde tecelli eden. Tüm yarattıklarında, kendisinden görülebilir izler, işaretler bulunan)


BÂTIN
(Gözle görülemeyen, her şeyde kendinden bir güç bulunan)


VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)


MÜTEÂLÎ
(İzzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, aşkın)


BERR
(İyilik ve lütfu sonsuz olan)


TEVVÂB
(Kullarını tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)


MÜNTAKİM
(Suçlulari adaletiyle cezalandıran)


AFÜV
(Hiçbir günah kalmayacak şekilde günahları affeden)


RAÛF
(Çok şefkatli, çok lütufkar)


MÂLİKÜ'L-MÜLK
(Mülkün ebedi sahibi)


ZÜ'L-CELÂLİ ve'l-İKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)


MUKSİT
(Adaletle hükmeden)


CÂMİ'
(İstediğini, istediği zaman istediği yerde toplayan)


GANÎ
(Her şeyden müstağni, kendisi dışında her şey O'na muhtaç)


MUGNÎ
(İstediğine zenginlik verip, zengin eden)


MÂNİ'
(Dilemediği bir şeyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere engel olan)


DÂRR
(Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan)


NÂFİ'
(Hayır ve menfaat veren şeyleri yaratan)


NÛR
(Alemleri nurlandıran, istediği gönüllere ve zihinlere nur yağdıran)
 
 


HÂDÎ
(Hidayet veren, istediği kulunu muradına erdiren)


BEDÎ'
(Eşi ve örneği olmayan, sanatkarane şekilde yaratan)


BÂKÎ
(Varlığının sonu olmayan)


VÂRİS
(Varlığı devam eden, servetlerin gerçek sahibi)


REŞÎD
(Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp, hikmet üzere sonuca ulaştıran)


SABÛR
(Çok sabırlı)

Peygamberler
Hz.Adem
Hz.Davud
Hz.Elyesa
Hz.Eyyub
Hz.Harun
Hz.Hızır
Hz.Hud
Hz.İbrahim
Hz.İdris
Hz.İlyas
Hz.Nuh
Diğer Peygamberler
Namaz Vakitleri

Merakli Konular
Ahit Sandığı
Ahlak Nasıl Değişir
Ashab-ı Kehf
Ağıt ve Yas
Bıyık ve Sakal
Çocuk Düşürme
Dilenmek
Din bir felsefe midir?
Erkek Çocuk Olması için
Estetik Ameliyat
Gece Tırnak Kesilir mi?
Kölelik
Kerbela Faciası
MUSIKİ VE İSLAM
ve Diger Konular
Çevrimiçi Üyeler
> Ziyaretçiler: 4
Sitede Üye Yok

> Üye Sayısı: 5,739
> Son üyeEyLuLL
Sitemiz en iyi İnternet Explorer ile 800x600 ve üzeri çözünürlükte görüntülenebilir.Yazı Boyutu (Orta) Olarak Ayarlanmıştır.

Powered by  MyPagerank.Net islami radyo islami site islami portal islami bilgiler ilahi radyo islami sohbet dini sohbet canlı şiirler ezgiler menzil radyo sofi radyo sofi fm menzil fm serhaber ilahi indir

Sitemiz PHP-Fusion ile Yapılmıstır.
| Site Kuralları  | Sitemiz Hakkında  | iletişim | İslami Radyo | Reklam Verme | Ziyaretçi Defteri | Site Linkleri |