|
MİRAÇ
KANDİLİ
Feyiz ve
bereketin
coştuğu
mübarek
gecelerimizden
biri de
Miraç
Gecesidir.
Miraç bir
yükseliştir,
bütün süfli
duygulardan,
beşeri
hislerden
ter temiz
bir kulluğa,
en yüce
mertebeye
terakki
ediştir.
Resulullahın
(a.s.m.)
şahsında
insanlığın
önüne
açılmış
sınırsız bir
terakki
ufkudur.
Bu ulvi
seyahat,
mucizelerin
en
büyüğüdür.
Miraç
mucizesi
Kur'ân-ı
Kerimde
âyetlerle
anlatılmış
ve varlığı
inkâr
edilemeyecek
bir şekilde
ortaya
konmuştur.
Bu îlâhî
yolculuğun
ilk
merhalesi
olan
Mescid-i
Aksâya
kadarki
safha
Kur'ân'da
şöyle
anlatılır:
“Âyetlerimizden
bir kısmını
ona
göstermek
için kulunu
bir gece
Mescid-i
Haram'dan
alıp
çevresini
mübarek
kıldığımız
Mescid-i
Aksâ'ya
seyahat
ettiren
Allah, her
türlü
noksandan
münezzehtir.
Şüphesiz ki
O her şeyi
hakkıyla
işiten,
herşeyi
hakkıyla
görendir.”
(İsra
Suresi, 1)
Miraçın
ikinci
merhalesi de
Mescid-i
Aksâdan
başlayarak
semânın
bütün
tabakalarından
geçip tâ
İlâhi huzura
varmasıdır.
Bu safha da
Necm
Sûresinde
şöyle'
anlatılır:
“O ufkun en
yukarısında
idi. Sonra
indi ve
yaklaştı.
Nihayet
kendisine
iki yay
kadar, hatta
daha da
yakın oldu.
Sonra da
vahyolunacak
şeyi Allah
kuluna
vahyetti.
O’nun
gördüğünü
kalbi
yalanlamadı.
Şimdi O’nun
gördüğü
hakkında
onunla
mücadele mi
edeceksiniz?
And olsun ki
onu bir kere
daha hakiki
suretinde
gördü.
Sidre-i
Müntehâda
gördü. Ki,
onun yanında
Me'vâ
Cenneti
vardır. O
zaman
Sidre'yi
Allah'ın
nuru
kaplamıştı.
Gözü ne
şaştı, ne de
başka bir
şeye baktı.
And olsun ki
Rabbinin
âyetlerinden
en
büyüklerini
gördü.”
(Necm
Suresi,
7-18.)
Miraç nasıl
oldu?
Miraç, Receb
ayının 27.
Gecesi
Cenab-ı
Hakkın
daveti
üzerine
Cebrail
Aleyhisselâmın
rehberliğinde
Peygamber
Efendimiz
Aleyhissalâtü
Vesselamın
Mescid-i
Haramdan
Mescid-i
Aksâ'ya,
oradan
semaya, yüce
âlemlere,
İlâhî huzura
yükselmesidir.
Peygamber
Aleyhissalâtü
Vesselam
Mescid-i
Haramdan
(Mekke'den),
Mescid-i
Aksâ'ya
(Kudüs'e)
ata benzer
beyaz bir
Cennet
bineği olan
Burak ile
geldi.
Kudüs'e
gelmeden yol
üzerinde Hz.
Musa'nın
makamına
uğradı,
orada iki
rekât namaz
kıldı, daha
sonra
Mescid-i
Aksâ'ya
geldi. Orada
bütün
peygamberler
kendisini
karşıladı.
Miraçını
kutladılar.
Peygamber
Aleyhissalâtü
Vesselam
burada
peygamberlere
iki rekat
namaz
kıldırdı,
bir hutbe
okudu.
Bir
rivayette
Hz. İsa'nın
doğduğu yer
olan
Betlaham'a
uğradı,
orada da iki
rekât namaz
kıldı. Ve
bugün
Kubbetü's-Sahra'nın
bulunduğu
yerden
Muallak
Taşının
üzerinden
Miraça
yükseldi.
Semanın
bütün
tabakalarına
uğradı.
Sırasıyla
yedi sema
tabakalarında
bulunan Hz.
Adem, Hz.
Yahya ve Hz.
Îsa, Hz.
Yusuf, Hz.
İdris, Hz.
Harun, Hz.
Musa ve Hz.
İbrahim gibi
peygamberlerle
görüştü,
Onlar
kendisine
“Hoş geldin”
dediler,
tebrik
ettiler.
Bundan Sonra
Hz. Cebrail
ile birlikte
imkân ile
vü-cub
ortası
(kâinatın
bittiği yer)
Sidretü'l-müntehâ'ya
geldiler.
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam
orada ikisi
gizli, ikisi
açıktan akan
(Nil, Fırat)
dört nehir
gördü. Sonra
hergün
yetmiş
meleğin
ziyaret
ettiği
Beytü'l-Ma'mur'u
ziyaret
etti.
Hz.
Cebrail'in
buradan
öteye
gitmesi
mümkün
değildi.
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam
bundan sonra
Refref
adında bir
vasıta ile
zaman ve
mekândan
münezzeh
(uzak) olan
Cenab-ı
Hakkın
cemaliyle
müşerref
oldu.
Süleyman
Çelebi'nin
dediği gibi
“Aşikâre
gördü
Rabbü'l-izzeti/Âhirette
öyle görür
ümmeti”
İnşaallah...
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam
Rabbinin
huzurundan
döndükten
sonra Hz.
Musa ile
karşılaştı.,
“Allah
ümmetine
neyi farz
kıldı?” diye
sorunca,
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam “50
vakit namaz”
buyurdu.
Hz.
Musa'nın,
“Rabbine
dön,
azaltması
için
Rabbinden
niyazda
bulun,
ümmetin buna
güç
yetiremez”
demesi
üzerine,
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam,
beş sefer
Cenab-ı
Hakka
niyazda
bulundu, her
seferinde 10
vakit indi,
sonunda beş
vakitte
karar kıldı.
Daha sonra
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam Hz.
Cebrail'in
rehberliğinde
Cenneti,
Cehennemi,
âhiret
menzillerini
ve bütün
âlemleri
gezdi,
gördü,
Mekke'ye
döndü.
Sabah olunca
Kabe'nin
yanında
Mekkelilere
Miraçı
anlattı.
Onlar
Peygamberimizden
delil
istediler.
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam de
onlara yolda
gördüğü
kafilelerinden
haber verdi.
Kureyşliler
hemen
kafileleri
karşılamak
için Mekke
dışına
çıktılar.
Gelenleri
aynen
Peygamberimizin
Aleyhissalâtü
Vesselam
haber
verdiği gibi
gördüler,
ama iman
nasip
olmadı.
Ama yine de
Peygamberimizden
üst üste
Miraça
çıktığına
dair delil
istediler.
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam
Kudüs'e,
Mescid-i
Aksâ'ya
uğradığını
anlatınca
Kureyşliler,
“Bir ayda
gidilebilen
Bir yere
Muhammed
nasıl bir
gecede gidip
gelebilir?”
diye itiraz
ettiler,
ardından da
Mescid-i
Aksâ'yı
görmüş
olanlar,
“Mescid-i
Aksâ'yı bize
anlatır
mısın?” diye
Peygamberimize
soru
yönelttiler.
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam
şöyle
anlattı:
“Onların
yalanlamalarından
ve
sorularından
çok
sıkıldım.
Hatta o ana
kadar öyle
bir sıkıntı
hiç
çekmemiştim.
Derken
Cenab-ı Hak
birden
Beytü'l-Makdis'i
bana
gösterdi.
Ben de ona
bakarak her
şeyi birer
birer tarif
ettim. Hatta
bana,
‘Beytü'l-Makdis'in
kaç kapısı
var?’ diye
sordular.
Halbuki ben
onun
kapılarını
saymamıştım.
Beytü'l-Makdis
karşımda
görününce
ona bakmaya
ve
kapılarını
teker teker
saymaya ve
anlatmaya
başladım.”
Bunun
üzerine
müşrikler:
“Vallahi dos
doğru tarif
ettin”
dediler, ama
yine de iman
etmediler.
O esnada Hz.
Ebû Bekir
çıkageldi,
müşrikler
durumu ona
haber
verdiler.
Hz. Ebû
Bekir, “Eğer
bu sözleri
ondan
duymuşsanız
seksiz
şüphesiz
doğrudur”
diyerek
hemen tasdik
etti ve
bundan sonra
Hz. Ebû
Bekir
“Sıddîk,
tereddütsüz
inanan”
ünvanını
aldı.
Peygamberimiz
neden
mirac’a
çıktı?
Bir
padişahın
iki türlü
konuşması
vardır.
Biri, bir
vatandaşla
telefon
ederek küçük
bir meseleyi
görüşmesi.
Diğeri de
devlet
başkanı,
halifelik
yönü ve
milletin
idarecisi
olarak,
emirlerini
her tarafa
duyurmak
için özel
bir elçisi
ile
konuşması,
sohbet
etmesi, onun
aracılığı
ile ferman
yayınlamasıdır.
Bu örnekte
olduğu gibi
Cenab-ı
Hakkın da
kulları ile
iki tarzda
muhatap
olması
vardır.
Biri, özel
ve cüz'i,
diğeri de
geniş ve
genel
mahiyette
bir
konuşması.
Cenab-ı
Hakkın bazı
velilerle
özel ve
cüz'i
anlamda
ilham etmesi
birinciye
örnektir.
Ama
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam
bütün
velayet
mertebelerinin
üstünde bir
büyüklük ve
yücelikte,
kâinatın
Rabbi, bütün
varlıkların
Yaratıcısı
olarak
Cenab-ı
Hakkın
sohbetine
müşerref
olması ise
ikinci ve
mükemmel
olanına
misaldir.
Peygamber
Aleyhissalâtü
Vesselam
elçiliği iki
taraflıdır.
Birisi
halktan
Hakka,
diğeri de
Haktan
halka.
Birisi
mi'râcin
bâtıni
tarafı olan
velayet
yönüdür,
diğeri de
zahiri
tarafı olan
risalet
yönüdür.
Yani
Peygamber
Aleyhissalâtü
Vesselam
bizi
temsilen
Cenab-ı
Hakkın
huzuruna
çıktı, başta
insanlar
olmak üzere
bütün
varlıkların
ibadet,
kulluk,
tesbih ve
zikirlerini
toplu olarak
(askerin
komutana
tekmil
vermesi
gibi) arz
etti. Bu
yönüyle
Miraç
halktan,
insanlardan,
varlıklardan
Hakka bir
gidiştir.
Diğeri de
Cenab-ı
Hakkın biz
kullarından
istediklerini,
emir ve
yasaklarını
Resul olarak
getirmiştir.
İbadetlerin
özü ve esası
olan beş
vakit namazı
Miraç
hediyesi
olarak
getirmesi
gibi...
Peygamberimiz,
Allah ile
nasıl
görüşebilir?
Soru: “Bize
herşeyden
daha yakın
olan Cenab-ı
Hakka
binlerce
senelik
mesafeyi
aşarak
yetmiş bin
perdeyi
geçtikten
sonra
Rabbiyle
görüşmesi ne
demektir?”
Cenab-ı Hak
herşeye
herşeyden
daha
yakındır,
fakat herşey
O’ na sonsuz
şekilde
uzaktır.
Meselâ,
güneşin
insan gibi
aklı olsa da
bizimle
konuşacak
olsa,
elimizdeki
ayna
aracılığıyla
bizimle
konuşabilir.
Diğer
taraftan biz
bir çeşit
ayna olan
gözümüzle
güneşe
yaklaşabiliyoruz.
Oysa güneş
bize 150
milyon km.
uzaklıkta
bulunuyor,
hiçbir
şekilde ona
yanaşamayız.
Güneşe bir
derece
yaklaşmak
için ancak
Ay kadar
büyümek
lazım. Bu da
mümkün
değildir.
Bu misalde
olduğu gibi,
gerçek
anlamda
Cenab-ı Hak
herşeye
yakındır,
ama herşey
ona sonsuz
derece
uzaktır.
Ancak
Peygamber
Aleyhissalâtü
Vesselam,
Cenab-ı
Hakkın
lütfuyla bir
anda
binlerce
perdeyi
geçerek
Miraça
yükselmiş;
bütün manevi
mertebeleri
aşarak
huzura
varmıştır.
Bir insan
nasıl
göklere
çıkabilir?
Soru: “Bunun
bir örneği
var mıdır?
Bir uçak
ancak 10-15
bin metre
yukarı
çıkabiliyor,
bir uzay
gemisi ancak
Ay'a ve
Venüs'e
ulaşabiliyor.
Bir insan
birkaç
dakika gibi
kısa bir
sürede
milyonlarca
metre
uzaklara
nasıl gidip
gelebilir?”
Yerküremiz,
yani Dünya
bir yılda
yaklaşık 188
saatlik bir
mesafeyi bir
dakikada
döner, yirmi
beş bin
senelik
mesafeyi bir
senede alır.
Bu muazzam
hareketi ona
yaptıran ve
bir sapan
taşı gibi
döndüren bir
Kudret, bir
insanı Arş-ı
Âlâya
getiremez
mi? Güneşin
çevresinde o
ağır cisim
olan dünyayı
gezdiren bir
hikmet bir
insan
bedenini
şimşek gibi
Rahman'ın
Arşına
çıkaramaz
mı?
Peygamberimiz
sadece
ruhuyla
gitse olmaz
mıydı?
Soru:
"Öyleyse ise
neden Miraça
çıktı? Ne
lüzumu var?
Evliya gibi
ruhu ve
kalbi ile
gitse yetmez
miydi?"
Cenab-ı Hak
görünen ve
görünmeyen
âlemlerdeki
güzellikleri
göstermek
için, kâinat
fabrikasını
ve merkezini
gezdirmek,
insanlığın
amel ve
ibadetlerinin
âhiretteki
neticesini
göstermek
için
Efendimiz
Aleyhissalâtü
Vesselamı
oralara
davet etmesi
gayet
makuldür.
Sadece ruhu
ve kalbi ile
değil, bu
seyahate
bedeninin de
iştirak
etmesi
gerekir.
Görünen
âlemin
anahtarı
olan gözünü,
işitilen
âlemin
anahtarı
olan
kulağını
Arşa kadar
birlikte
alması
gerektiği
gibi,
ruhunun
sayısız
görevlerini
üstlenen
âlet ve
makinesi
hükmünde
olan mübarek
bedenini
Arşa kadar
çıkarması
akıl ve
hikmet
gereğidir.
Zaten
Cenab-ı Hak
Cennette
bedeni ruha
arkadaş
ediyor.
Çünkü pekçok
kulluk
görevine ve
sınırsız
lezzetlere
ve acılara
beden
kaynaklık
etmektedir.
Öyle ise bu
mübarek
beden ruha
arkadaşlık
edecektir.
Cennette ruh
bedenle
birlikte
olacaksa
Cennetü'1-Me'vâ'nın
gövdesi olan
Sidretü'l-Müntehaya
Efendimiz
Aleyhissalâtü
Vesselamın
zatının
arkadaşlık
etmesi
hikmetin tâ
kendisidir.
Peygamberimiz
Miraça
sadece ruhen
çıkmış
olsaydı,
zaten mucize
olmazdı.
Çünkü her
veli ruhen
ve kalben o
âlemlere
çıkabiliyor.
Peygamberimiz
kısa zamanda
nasıl gidip
geldi?
Soru:
"Birkaç
dakikada
binlerce
yıllık
mesafeye
gidip gelmek
aklen mümkün
müdür?"
Cenab-ı
Hakkın
sanatında
hareket ve
hızın
derecesi
farklı
farklıdır.
Sesin hızı
ile ışığın
hızı,
elektriğin
hızı, hatta
ruhun ve
hayalin hızı
birbirinden
bütünüyle
farklıdır.
Gezegenlerin
hızları da
birbirinden
farklıdır.
Meselâ
ışığın hızı
300.000
km/sn iken
sesin hızı
360
km/sn'dır.
Acaba
Peygamberimizin
lâtif
bedeninin
yüce ruhuna
tabi olması,
ruh hızında
hareketi
nasıl akla
ters
gelebilir?
Yine bir
insan on
dakika uyusa
bazı olur
ki, bir
yıllık iş
görebilir.
Hatta bir
dakikada
insanın
gördüğü
rüyayı,
rüyada
işittiği
sözleri,
konuştuğu
kelimeleri
toplansa
uyanıkken
bir gün,
belki daha
fazla bir
zaman
gerekir.
Demek ki bir
zaman dilimi
iki kişiye
göre
değişebiliyor,
birisine bir
gün,
diğerine de
bir yıl
hükmüne
geçebilir.
İşte
Peygamber
Efendimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam,
Burak'a
binerek
şimşek gibi
bütün
kâinatı
gezip İlâhi
huzura çıkıp
Rabbiyle
sohbet
şerefine
ermiş, Onun
cemalini
görmüş,
emirlerini
alıp dönüp
gelmiştir.
Miraçın
benzeri bir
olay var
mıdır?
Soru:
"Peygamberimizin
Miraça
çıkması
mümkündür.
Fakat her
mümkün
gerçekleşmiyor.
Bunun bir
benzeri var
mı ki kabul
edelim?"
Miraçın çok
örnekleri
vardır:
Bir insan,
gözüyle bir
saniyede
Neptün
gezegenine
çıkabilir.
Bir bilim
adamı,
astronomi
kanunlarına
binerek tâ
yıldızların
arkasına bir
dakikada
gidebilir.
İman sahibi
her insan,
namazın
hareketlerine
düşüncesini
bindirerek
bir çeşit
Miraçla
kâinata
arkasına
alarak İlâhî
huzura
girebilir.
Kalb gözü
açık bir
veli, İlâhî
sırlara kırk
günde
ulaşabilir.
Hattâ
Abdülkadir
Geylânî ve
İmam-ı
Rabbanî gibi
bazı
evliyanın
bir dakikada
Arş-ı Âlâya
kadar ruhen
çıktıkları
bildiriliyor.
Yine nurlu
bir cisme
sahip olan
melekler bir
anda yerden
Arşa, Arştan
yeryüzüne
gidip
geliyorlar.
Cennette,
Cennet ehli
mü'minler,
Cennet
bahçelerine
kısa bir
zamanda
çıkabiliyorlar.
Bu kadar
örnekler
gösteriyor
ki, bütün
evliyanın
sultanı,
bütün
mü'minlerin
imamı, bütün
Cennet
ehlinin
reisi ve
bütün
meleklerin
makbulü olan
Resul-i
Ekrem
Efendimizin
bir anda
Miraça
çıkması,
dönmesi,
bütün yüce
âlemleri
gezip
görmesi
gayet
makuldür ve
şüphesizdir.
Miraçla
gelen
hediyeler
Birincisi:
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam
bütün iman
hakikatlerini
gözleriyle
gördü.
Melekleri,
Cenneti,
âhireti,
hattâ
Cenab-ı
Hakkın
cemâlini
gözleriyle
müşahede
etti.
Sözlerinde
ve vaadinde
en küçük bir
hilafı, aksi
beyanı
olmayan o
yüce insan
mü'min
ruhlara
manen şöyle
diyordu:
“Sizin
inandığınız,
melekleri,
âhireti,
Rabbinizin
Nur cemâlini
bizzat
gördüm; bu
iman
esasları
vardır,
mevcuttur;
tereddüt ve
şüphe
etmeyiniz.”
Böylece
mü'minler
sonsuz bir
imana
ermenin
saadetine
kavuştular.
İkincisi:
İnsan
herşeyi
merak
ediyor. Ayda
hayat var
mı, yok mu
diye
araştırıyor.
Halbuki Ay O
Ezelî
Sultanın
memleketinde
ancak bir
sinek kadar
yer
kaplıyor.
Mü'minler
merak
ediyorlar.
“Rabbimiz
bizden ne
istiyor?
Acaba ne
yaparsak
Rabbimiz
bizden razı
olur? Bir
yolunu
bulsak da
doğrudan
doğruya
Rabbimizle
muhatap
olsak,
bizden ne
istiyor,
anlasaydık”
derken, İki
Cihan
Serveri
yetmiş bin
perde
arkasından
ezel ve ebed
Sultanının
razı olacağı
amelleri
Miraç
meyvesi
olarak
getirdi
beşere
hediye etti.
Bu hediye
başta namaz
olmak üzere
İslâmın
diğer
esasları ve
ibadetleridir.
Üçüncüsü:
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü
Vesselam
ebedî saadet
definesinin
anahtarını
alıp
getirmiş,
cinlere ve
insanlara
hediye
etmiştir.
Peygamber
Efendimiz
kendi
gözüyle
Cenneti
görmüş,
sonsuz
saadetin
varlığını
müşahede
etmiş ve bu
büyük
müjdeyi
haber
vermiştir.
Öyle ki, bir
adama idam
edileceği
anda
affedilerek
padişahın
yakınında
bir saray
verilse ne
kadar
sevinir.
Öyle de
bütün cinler
ve insanlar
sayısınca
toplu bir
müjde olan
bu sevinç ne
kadar önemli
ve
değerlidir.
Dördüncüsü:
Peygamber
Efendimiz
Miraçta
Cenab-ı
Hakkın
cemalini
görme
nimetini
tattı. Bu
manevi
nimetin
Cennette
mü'minlere
de nasip
olacağı
müjdesini
verdi. “Ayın
on dördünü
nasıl açıkça
gözünüzle
görüyorsanız,
Rabbinizi de
öyle
Cennette
apaçık
göreceksiniz”
buyurarak bu
ezelî
müjdeyi
bizlere
hediye
olarak
getirdi.
Beşincisi:
İnsan
kâinatın en
kıymetli bir
meyvesi ve
Kâinat
Sahibinin en
nazlı bir
sevgilisi
olduğu
Miraçla
anlaşıldı.
Kâinata
nisbetle
küçük bir
varlık,
zayıf bir
canlı olan
insan bu
meyve ile
öyle bir
dereceye
çıktı ki,
bütün
varlıklar
üzerinde bir
makam ve
mevki
kazandı.
Çünkü
rütbesiz bir
askere, “Sen
paşa oldun”
dense ne
kadar
sevinir.
Öyle de
âciz, fani,
devamlı
ayrılık ve
zeval
tokadını
yiyen biçare
insana
birden,
"Sonsuz ve
baki bir
Cennette
Rahman ve
Rahîm olan
Allah'ın
rahmetine
gireceksin"
dendiğinde o
insan ne
kadar büyük
bir mevki ve
makama
çıkar.
Cennette
hayal
hızında, ruh
genişliğinde,
akıl
akıcılığında,
kalbin bütün
arzularında
Cenab-ı
Hakkın ebedi
mülkünde
seyir ve
seyahate
erecektir.
Cenab-ı
Hakkın nur
cemalini
seyretme
nimetini
tadacaktır.
Böyle bir
insanın kalb
ve ruhu ne
kadar büyük
bir sevince
kavuşur
değil mi?
Miraçın bu
meyvesi
insanın en
büyük arzu
ve
hedefidir.
(Bediüzzaman
Said Nursî,
Sözler, 31.
Söz.)
Miraç Gecesi
Namazı
Miraç gecesi
kılınacak
namaz on iki
rekattır.
İki rekatte
bir selam
verilerek
kılınacak
olan namaz
on iki rekat
ile
bitirilir.
Her rekatte
Fatihadan
sonra on
kere ihlas
okunur.
Kılınma
zamanı yatsı
namazı
kılındıktan
sonra, imsak
vaktine
kadar ki
herhangi bir
vakit
olabilir. Bu
oniki rekat
namaz
bittiği
zaman
selamdan
sonra yüz
defa :
“Sübhanallahi
vel
hamdülillahi
vela ilahe
illallahü
vallahü
ekber vela
havle vela
kuvvete illa
billahil
aliyyül
azim” duası
okunur.
Ardından da
yüz kere
istiğfar
yapılır.
Miraç
Gecesinin
Gündüzünde
Kılınacak
Namaz
Miraç
gecesinin
gündüzünde
öğlen
namazını
kıldıktan
sonra sonra
dört rekat
namaz
kılınır.
Bu
namazın;birinci
rekatında
Fatiha’ dan
sonra bir
kere Felak
suresi,
ikinci
rekattan
sonra bir
kere Nas
suresi,
üçüncü
rekatta üç
kere Kadr
suresi,
dördüncü
rekatta elli
kere İhlas
suresi
okunur.
Kaynaklar:
1.
Bediüzzaman
Said Nursi,
Risale-i Nur
Külliyatı,
Sözler, 31.
Söz
2. Mübarek
Aylar Günler
ve Geceler
3. Üç Aylar
İbadet
Rehberi
Sorularla
İslamiyet
Ekibi
|